2018’den önce elimdeki her taş, benim için yalnızca güzel bir detaydı.
Bir bilekliğin parıltısına, bir kolyenin şıklığına bakardım; hepsi bundan ibaretti. Taşların hikâyelerini, nereden geldiklerini, insan hayatında nasıl bir anlam taşıdıklarını hiç düşünmezdim.
2018 yılında hayatım bir anda değişti.
Ciddi bir kanser teşhisi aldım: Non-Hodgkin Lenfoma. Önümde beş yılı aşacak uzun bir tedavi süreci vardı. Hastane koridorları, bekleme odaları, belirsizlikle geçen günler ve yarının ne getireceğini bilememenin ağırlığı…
O süreçte modern tıbba tüm gücümle tutundum. Ancak bir yandan da, o zorlu günlerde bana huzur verecek, zihnimi biraz olsun dinlendirecek ve içimdeki umudu canlı tutacak başka bir şey arıyordum.
İşte o arayış, beni taşlarla, esansiyel yağlarla ve tütsülerle tanıştırdı.
Her şey önce bir merakla başladı. Zamanla bu merak, kendime ayırdığım sessiz bir sığınağa dönüştü. Bir taşı elime aldığımda, hiçbir kitapta yazan kuralı ya da başkasının yorumunu düşünmeden, yalnızca bende uyandırdığı duyguya kulak vermeye başladım.
Tedavi sürecim hafifledikçe, içimde biriken enerjiyi bu meraka adadım. Taşların yüzyıllara uzanan hikâyelerini, hangi topraklardan çıktıklarını, farklı kültürlerde hangi anlamları taşıdıklarını araştırmaya başladım. Her yeni bilgi, önümde başka bir kapı açıyordu.
Kanseri atlattığımda geriye dönüp baktığımda, o karanlık günlerde elimde tuttuğum taşların, kokladığım esansiyel yağların ve ritüel ya da meditasyon anlarında yaktığım tütsülerin ruhuma sessizce eşlik ettiğini fark ettim. Onların bana iyi gelen birer eşlikçi olduğunu, psikolojik olarak güçlü kalma çabamın ve içimdeki umudu diri tutma arayışımın bir parçasına dönüştüğünü gördüm.
Bu fark ediş, beni daha derin bir araştırmaya götürdü. Araştırdıkça öğrendim; öğrendikçe bağlandım. Sonunda bu yolculuk, kendi ellerimle takı tasarlamayı ve üretmeyi öğrenmeme kadar uzandı.
Bugün her taşı büyük bir özenle seçiyorum. Taşlarımın önemli bir bölümünü yurt dışındaki güvenilir birinci ve ikinci el kaynaklardan, bir bölümünü ise yurt içindeki değerli tedarikçilerden temin ediyorum. Düşük kaliteli taşlardan olabildiğince uzak duruyor, her parçanın doğanın kendine özgü karakterini koruyarak size ulaşmasını istiyorum.
Tasarımlarımı ise yalnızca özenle seçtiğim, kaliteli aparat ve malzemelerle tamamlıyorum. Çünkü elinize ulaşan her ürün benim için yalnızca bir takı ya da bir obje değil; uzun bir yolculuğun, emeğin ve bir hikâyenin devamıdır.
Venzat’ı kurarken aklımdaki tek şey ticaret değildi.
Ülkemin adını taşıyan, gelecek nesillere ilham verebilecek bir irade ve değer ortaya koymak istedim. Maddi kazanç benim için her zaman birkaç sıra geride kaldı. Asıl istediğim; insanların kendilerini bir nebze daha iyi, daha huzurlu ve daha pozitif hissetmelerine vesile olabilmekti.
Bir insanın hayatında zorlu bir dönemden geçerken, kendisine uzanan küçük bir dostluk eli ne kadar kıymetliyse, ben de Venzat’ın böyle bir his bırakmasını istedim. Tıpkı benim o günlerde aradığım ve bir şekilde bulduğum gibi…
Her taş, her yağ, her tasarım; bir niyetin taşıyıcısı olsun diye var.
Kimi zaman huzur, kimi zaman güç, kimi zaman yenilenme, kimi zaman da yalnızca kendinize ayırdığınız sessiz bir an…
Siz kendi niyetinizi seçin diye, biz buradayız.
Nevzat Çakmak